İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Belirli Günler ve Haftalar
  3. Annem En İyisini Bilir (hikaye)

Annem En İyisini Bilir (hikaye)


Annem En İyisini Bilir
1980’lerin başında, büyük bir eğitim şirketinin satış müdürüydüm. Sorumluluklarımdan biri, insanlara nasıl satış yapılacağı konusunda eğitim vermekti. İşimde iyiydim. İnsanlara vakit ve fırsat bulamamanın yalnızca sonuç üretmemek için kullanılan cazip bahaneler olduklarını öğretiyordum.

Evimin yakınında oturan annem, 12 kişilik bir aileden gelen bir Yunan göçmeniydi. Sadece ilkokul üçüncü sınıfa kadar okumuştu. Yeni ülkesine gelirken yaşadığı en büyük zorluk, bir kısmı onunla birlikte gelmiş olan, ama bizim bulunduğumuz şehirden çok uzakta yaşayan arkadaşlarından ve akrabalarından ayrılmak olmuştu. Haftanın en sevdiği günü, bir otobüse binip bir saat uzaklıktaki kiliseye gittiği Pazar günüydü. O ve arkadaşları kilisedeki törenin ardından bir fincan Yunan kahvesi içip sohbet eder, aileleri hakkındaki öyküleri paylaşır ve dedikodu yaparlardı. Annem son 30 yıldır aynı şeyi yapıyordu.

Yaşadığımız bölgedeki Yunan nüfusunun yeterince artmasıyla birlikte, yakınlara yeni bir kilise açılması düşünülmeye başlandı. Komite üyeleri başlangıç sermayesinin eşya piyangosu biletleri satılarak karşılanmasına karar verdiler. Annem bu işe katılmaya can atıyordu. Satış sanatında eğitim almamıştı, ama bunu aklına bile getirmiyordu. Planı basitti: Mümkün olduğunca çok kişiyi bilet almaya ikna edecek ve bilet almayanlara kendilerini suçlu hissettirecekti.

Ben işte bu noktada sahneye çıkıyordum. Bana önemli biri olduğumu ve çevremin geniş olması gerektiğini söyledi. Elime her biri 1 dolar değerinde 10 biletlik 10 deste tutuşturdu, biletlerin toplan değeri 100 dolardı. Bir hafta sonra ona gittiğimde biletlerin ancak yarısını satabilmiştim. Ve büyük bir hata yaptım. Ona “Daha fazla zamanım olsaydı, bana verdiğin bütün biletleri satardım. Ama hiç vaktim olmadı” dedim.

Annem hemen cevap verdi: “Ne büyük saçmalık! Ya istediğin şeyi yaparsın ya da yapmamak için bahaneler uydurursun. Yemeğe çıkmak, televizyon seyretmek, yürüyüş yapmak, sinemaya gitmek için zaman yaratıyorsun. Zamanın bununla ilgisi var mı? Yok! Aldığın eğitim ve sahip olduğun iş sayesinde kendini çok akıllı sanıyorsun, ama doğruyu söylemeyi bile beceremiyorsun.”

Bu gerçeği yüzüme vurduktan sonra ağlamaya başladı. Yıkılmıştım. Biletlerin kalanını kendim almayı kabul ettim. Hemen ağlamayı bıraktı ve “Bir şey istediğin zaman, onu elde etmek için ne gerekiyorsa yaparsın, ağlamak da buna dahil” dedi. Gülümseyerek ekledi: “Ağlamanın işe yarayacağını biliyordum ve bahaneler hakkında bu denli acınacak bir durumda olduğun için sana 10 deste daha veriyorum. Şimdi git ve hepsini sat.” Bir karşılaştırma yapıldığında, ben onun yanında sönük kalıyordum.

Annem bahane uydurmayarak çarpıcı sonuçlar elde edilebileceğini de gösterdi. Diğer gönüllülerden 14 kat daha fazla bilet satarak hepsini geçti. Sattığı bilet sayısı 7.000’di. en yakın rakibi ise ancak 500 bilet satabilmişti.

Zaman ve sonuçlar arasında yeni bir farklılık düzeyi olduğunu öğrendim. Her zaman kendi işimi kurmak isterdim, ama zamanın doğru olmamasını ve yeterli aram olmamasını bahane ederdim. Ama annemin sesi kulaklarımdan gitmiyordu: “Ya istediğin şeyi yaparsın ya da yapmamak için bahaneler uydurursun.”

Altı ay sonra çalıştığım işten ayrılıp kendi işimi kurdum ve insanlara zamanlarını verimli kullanma dersleri vermeye başladım. Bundan başka hangi alanı seçebilirdim ki?

Yorum Yap

Yorum Yap

Bu yazının yorum fonksiyonları kapatılmıştır.